“Bir zamanlar hayalleri birbirinden farklı ama kalpleri aynı heyecanla atan iki kız kardeş vardı.”
Biri ayrıntıları, zarafeti ve güzelliği severdi. Diğeri ise hayal etmeyi, üretmeyi ve sıradan bir anı unutulmaz bir hatıraya dönüştürmeyi…
Birlikte güldüler, hayaller kurdular, bazen küçük fikirlerle başladılar. Her yeni fikir, onları biraz daha heyecanlandırdı. Çünkü ikisi de insanların en mutlu anlarına dokunmanın, o anları güzelleştirmenin ne kadar özel olduğunu biliyordu.
Sonra kendilerine bir isim aradılar.
Sadece güzel bir isim değil; yeniden doğmayı, güçlenmeyi, umut etmeyi ve her defasında daha güçlü başlamayı anlatan bir isim…
Ve karşılarına Anka çıktı.
Anka, küllerinden yeniden doğan efsanevi kuştu. Vazgeçmemeyi, değişimi ve yeniden başlamanın gücünü simgeliyordu.
İki kız kardeş için Anka’nın anlamı çok özeldi.
Çünkü bu sadece bir işin adı değildi. Birlikte kurdukları hayallerin, cesaretlerinin ve kendi yollarını çizme isteklerinin sembolüydü.
Her balonda bir heyecan, her süslemede bir hayal, her hazırlıkta küçük bir mutluluk saklıydı.
Bazen bir doğum günü için rengârenk bir dünya kurdular, bazen bir bebeğin gelişini heyecanla karşıladılar, bazen de hayatın küçük ama unutulmaz anlarını güzelleştirdiler.
Anka, iki kız kardeşin hayalinden doğdu.
Birlikte daha güçlü olduklarını bilen, hayallerini gerçeğe dönüştürmekten korkmayan iki kardeşin hikâyesiydi.
Çünkü bazı hayaller tek başına başlar…
Ama birlikte kanatlanır.